Bellek Taciri

“Gerçeklik, kim tarafından hatırlandığına bağlıdır.”

Neon ışıklar caddelerin duvarlarına yansıyor, asfaltta titreyerek renk değiştiriyordu. Şehir, parlak holografik reklamlarla sarılıydı; bu reklamlardan biri ise Eski Mısır Çarşısı’nın başındaki büyük binada asılı dev ekrandaydı.

“Geçmişiniz mazide kalsın, geleceğe yer açın!”

“Sizin için sıradan anılar, başkaları için çok değerli olabilir. Anılarınıza hemen teklif alın!”

Miran, dükkânının karşısındaki dev panoda bu sözlerin ritmik bir döngüyle yanıp sönmesini izledi. Eski Mısır Çarşısı artık bellek tacirlerinin pazarı haline gelmişti. Dışarıda insanlar sessiz bir kalabalık halinde akıyor, kimisi aceleyle bir şeyi unutmaya, kimisi de başkasının anılarından değerli kesitler aramaya geliyordu.

Bellek ticareti yapmak çoğu insan için hâlâ ahlaki bir sorgulamaydı ama Miran için değildi. O sadece bir aracıydı. Gündelik hayatını devam ettiren, fazla soru sormayan, duygulara kapılmadan işini yapan bir tacirdi. Müşterilerinin neden unutmak ya da hatırlamak istediklerini sorgulamazdı. Anılar artık bir metaydı, ticarete dönüşmüştü ve Miran bunun sadece bir parçasıydı.

Dükkânın içi eski bir antikacı gibi dizayn edilmişti. Kahverenginin yoğun tonu üzerinde hafif bir mavi parlaklık hâkimdi. Duvarlar boyunca, eski tip plak arşivlerini andıran şeffaf bellek kapsülleri diziliydi. Her biri, içinde başka bir hayatın parçalarını barındırıyordu. Kapakların içinden holografik projeksiyonlarla anıların siluetleri gözle görülür hâle geliyor, özel bir cihaz kullanarak müşterilere gösterilebiliyordu. Bazıları en mutlu anılarını bir bir satıyor, bazıları unutmak için para harcıyordu. Bir de insanların kurtulmak istediği anılarından değerli şeyler bulmaya çalışan koleksiyonerler vardı.

O gece, dükkânda iş yavaştı. Gelen birkaç kişi, önemsiz anıların ticaretini yapmak için uğramıştı. Yaşlı bir adam, çocukken izlediği bir filmi hatırlamak için bellek arıyordu. Genç bir adam ise eski sevgilisini unutmak için ona sahip olduğu tüm anıları silmesini söyledi. Miran, bu işte iyiydi. Gencin anılarını inceledikten sonra ondan para alıp silmek yerine, anılarının karşılığında cüzi bir ücret teklif etti. Genç dükkândan mutlu ayrılmıştı. Miran, aldığı yeni anılar üzerinde çalışırken içeri yeni biri girdi.

Genç bir kadın.

Hafif dalgalı, omzuna dökülen siyah saçlar. Gözlerinde derin, kaybolmuş bir ifade.

Miran, farkında olmadan dikeldi. Kadının haline bakınca, onun buraya “anı satmaya” değil, unutmaya geldiğini hissetti.

Kadın, sessizce kapıdan içeri girdi, kapıyı arkadaşça değil, bir korkak gibi arkasından kapattı. Soğuk metal sandalyeye oturdu. Uzun bir süre konuşmadı. Elleri birbirine kenetlenmiş, titriyordu.

Miran sabırla bekledi.

Sonunda, kadın boğuk bir sesle konuştu.

“Satmak istiyorum.”

Miran, neredeyse sıradan bir soruymuş gibi sordu: “Ne satmak istiyorsun?”

Kadın bir an duraksadı, sonra başını kaldırdı. Gözleri donuktu.

“Her şeyi.”

Miran, kadının gözlerindeki donukluğa dikkatlice baktı. Bu kelimeleri daha önce pek çok müşterisinden duymuştu. Ama onlarda genellikle bir tereddüt, bir endişe olurdu. Satmadan önce defalarca sorular sorarlardı. “Geri alabilir miyim?”, “Ne hissedeceğim?”, “Beni değiştirecek mi?” gibi… Ama bu kadın, sanki hiçbir şey ifade etmeyen boş gözlerle konuşmuştu.

Her şeyi satmak. Bu, genellikle geriye hiçbir şey bırakmak istemeyenlerin kararıydı. Günümüzde artık intiharın yasal bir alternatifiydi.

Miran içini çekti ve terminal ekranını açarak kadının önüne çevirdi. “Öncelikle bir tarama yapmamız gerekiyor. Hafızanın ne kadar değerli olduğunu belirlemeliyiz.”

Kadın tereddüt etmeden elini soğuk metal yüzeye koydu. Tarayıcı hafif bir uğultuyla çalışmaya başladı, ekran hızla anılarını tarıyordu. İlk başta sıradan görüntüler belirdi—çocukluk anıları, sıradan günler, aile yemekleri, yalnız geçirilen zamanlar…

Sonra birden görüntüler değişti.

Ekranda kısa süreliğine beliren sahne Miran’ı irkiltti. Kan.

Bir anda refleksle taramayı durdurdu. Kadın başını hafifçe kaldırdı ve ekrana bakmaya çalıştı.

“Ne oldu?” diye sordu, sesi sakindi ama içinde bastırılmış bir endişe vardı.

Miran gözlerini ekrandan ayırmadan başını iki yana salladı. “Hiçbir şey. Devam edeceğiz.”

Ama içeride garip bir huzursuzluk hissetmişti. Tarayıcının gösterdiği sahne çok kısaydı, ancak Miran bir şey seçebilmişti: Küçük bir çocuk, loş ışıklı bir odada duvara yaslanmış, gözlerinde korku ve bir tür tanıdıklık vardı.

Ve o çocuk…

Miran için tuhaf bir şekilde tanıdık görünüyordu.

Taramaya devam etti, anıların içinde gezinirken kafasında garip bir his belirmeye başladı. Eva’nın anılarının içinden geçtikçe, bir bağlantı hissediyordu. Ama henüz ne olduğunu çözemezdi.

Kadın ise ekrana bakmadan sadece bekliyordu. Sanki geçmişine dair hiçbir şey görmek istemiyordu.

Miran sonunda sessizliği bozdu. “Bu kadar büyük bir hafıza silme işlemi… Emin misin? İstersen aralarından mutlu olduğun anıları seçebilirsin.”

Kadın ilk defa gözlerini terminalden ayırıp Miran’a doğrudan baktı. “Evet, eminim. Hiçbir şey kalmasın.”

Miran bir an duraksadı. Normalde insanların kararlarını sorgulamaz, işini yapardı. Bu sefer içinde açıklayamadığı bir his vardı. Eva’nın hafızasının içinde bir şeyler tanıdık gelmişti.

Miran, ekranın titrek ışığında derin bir nefes aldı. Eva’nın anılarında gördüğü şeyin basit bir tesadüf olup olmadığını bilmiyordu, ama içindeki his ona bunun farklı olduğunu söylüyordu. Hafızalarını satın aldığı insanlara hiçbir zaman kişisel bir bağ hissetmemişti. O bir tacirdi; anıları alır, düzenler ve ihtiyacı olanlara satardı. Ama şimdi, ilk kez bir müşterisinin geçmişinde kendisine dair bir şeyler olduğunu hissediyordu.

Terminaldeki veriler yavaşça yüklenirken Miran göz ucuyla Eva’yı izledi. Kadın, ekrana bakmaktan kaçınıyor, gözlerini yere dikmiş bir şekilde oturuyordu. Sanki geçmişine dair hiçbir şey görmek istemiyordu.

“Anılarını satmadan önce en azından nelerden kurtulduğunu bilmek istemez misin?” diye sordu Miran.

Eva başını iki yana salladı. “Hayır. Önemli değil.”

Ama Miran için önemliydi. Terminaldeki görüntüler tekrar akmaya başladı. İlk sahneler, sıradan bir çocukluk geçmişine aitti. Parkta oynayan küçük bir kız, annesinin elini tutarak yürüyen mutlu bir çocuk… Ancak görüntüler kararmaya başladı. Hızla geçen bir koridor. Gölgeler içindeki bir adam. Şiddetli bir çarpışma sesi.

Miran, duraksayarak görüntüyü geri sardı. Belirgin olmayan, ancak içini ürperten bir sahne belirdi. Küçük bir çocuk, duvara yaslanmış, gözlerinde derin bir korku. Ve karşısında tanıdık bir figür.

Bu defa Miran, görüntüyü daha dikkatlice inceledi. Adamın yüzü loş ışıkta tam olarak belli olmasa da ona rahatsız edici derecede tanıdık geldi. Kalp atışları hızlandı. İçinde yıllardır dokunulmamış bir köşeye ait bir anının kıpırdadığını hissetti.

“Bunu daha önce gördüm sanırım…” diye fısıldadı.

Eva başını hafifçe kaldırdı. Gözlerinde ilk kez donukluğun yerini merak almıştı. “Ne demek istiyorsun?”

Miran, ekranın parlak ışığında yüzünü kısarak baktı. Hafıza kayıtlarını incelediğinde, bazı anıların şifrelenmiş olduğunu fark etti. Bellek tacirlerinin kullandığı bir koruma mekanizmasıydı bu. Miran, birçok anıyı işleyip satmıştı ama hiçbiri bu kadar derinlemesine korunmamıştı.

Eva’nın anıları manipüle edilmiş olabilir miydi? Eğer öyleyse, kim tarafından? Ve neden?

Eva’nın sesi, düşüncelerini böldü. “Ne gördün?”

Miran bir an tereddüt etti. Ona gerçeği söylemeli miydi? Ama Eva’nın zaten unutmaktan başka bir şey istemediğini biliyordu.

“Bir şey yok,” dedi sessizce. “Sadece standart veri işleme sorunları, akışta bir tekrar oldu. Önemli bir şey değil. Biz devam edelim.”

Ama kafasının içinde, çok daha büyük bir sorunun filizlenmekte olduğunu hissediyordu. Bu anılar sadece Eva’ya mı aitti, yoksa kendi geçmişinin de bir parçası mıydı?

Miran, terminalin ekranında dönen verileri dikkatle izledi. Eva’nın anılarının bazıları şifrelenmişti. Normalde, böyle bir durum yalnızca yüksek profilli müşterilerde veya devlet destekli projelerde görülürdü. Ama Eva sıradan biriydi, değil mi? O sadece geçmişinden kaçmak isteyen, unutmaya çalışan biri olmalıydı. Peki öyleyse neden bu kadar dikkatlice korunmuş anıları vardı?

Miran şifreleme katmanlarını çözmeye çalışırken içini bir huzursuzluk kapladı. Bu iş düşündüğünden daha karmaşıktı ve ne kadar derine inerse, o kadar fazla şeyin yanlış olduğunu hissediyordu. Anıların şifrelenmesi bir tür güvenlik önlemiydi ama neden? Bunu kim yapmıştı?

Eva sessizliğini koruyordu. Ama Miran, onun içindeki huzursuzluğu hissedebiliyordu. Sonunda kadın, boğuk bir sesle konuştu.

“Bitmedi mi hâlâ?”

Miran bir an için durdu, gözlerini terminalden ayırmadan cevapladı. “Biraz daha zaman alacak. Bazı anılarda belirsizlikler var.”

Eva, bu cümle karşısında hafifçe dikleşti. “Belirsizlik mi?”

Miran başını salladı. “Evet, ama çözülebilir.”

Bir anlığına odada sessizlik hâkim oldu. Terminalden gelen hafif uğultu dışında, zaman durmuş gibiydi. Sonra Miran, ekranda beliren yeni görüntüyü fark etti. Kararmış bir oda. Yere dökülmüş su. Birinin nefes nefese kaldığı an.

Ve sonra, bir siluet…

Miran ekranı daha dikkatle incelediğinde kalbi hızlandı. Gördüğü yüz, sadece Eva’nın geçmişinden biri değil, kendi geçmişinden birine de benziyordu.

Bu imkânsızdı.

Miran hafifçe ekrana dokundu, görüntü bulanık bir şekilde netleşti. O gece… Hafızasında yer edinen, ama asla tam olarak hatırlayamadığı bir anı, şimdi Eva’nın zihninde duruyordu. Eva, bu anıyı nasıl hatırlayabilirdi? Ya da daha doğrusu, neden onun hafızasında bu kadar tanıdık geliyordu?

Eva’nın sesi, Miran’ı düşüncelerinden kopardı. “Neyi bulduğunu bana söylemeyecek misin?”

Miran Eva’ya yarım kalan düşüncelerinin etkisiyle baktı. “Daha önce hiç bellek ticareti yaptınız mı? Belki daha önce de satış ya da alış yapmış olabilir misiniz?”

Eva şaşırdı ve bir müddet düşündü. “Bildiğim kadarıyla hayır. Yapmış olsaydım hatırlar mıydım?”. Onaylayıcı bir vücut diliyle “Evet” dedi, Miran. “Ne olduğunu hatırlamasanız bile bu işlemler bilincinize kazınıyor, sonradan da silinemiyorlar.”

Miran, ufak bir farkındalıkla “Tabii, başka bir yöntem keşfedilmediyse..” dedi, kısık sesle.

Eva bu durumdan anlam bulmaya çalışıyorken Miran aklındaki soru işaretlerini gidermeye çalışıyordu. Ufak bir sessizlik oluştu.

Miran, tekrar ekrana baktı. Veriler arasındaki boşluklar, eksik dosyalar ve şifrelenmiş hatıralar… Bir şeyler yanlış gidiyordu. Aklında birçok soru doğuyordu. Eva’nın anıları manipüle mi edilmişti? Değiştirilmiş miydi? Ya da yeni bir dolandırıcılık mı türemişti? Peki tüm bunlar ile kendisinin bağlantısı neydi?

Terminalin soğuk ışığı, odadaki tek gerçeklik gibiydi.

“Eva’ydı değil mi?”

“Evet..”

Miran tecrübeli bir yüz ifadesiyle konuşmaya devam etti. “Bellek verilerinde anlayamadığım bir anomali görünüyor. Bunu çözmeden böyle bir işlem tehlikeli olabilir. Hala işlemi yapmak istiyorsan bu durumu incelemem gerek, birkaç saat sürebilir.”

Eva’nın kararlılığı daha net bir şekilde görünüyordu. “Tamam ne gerekiyorsa..”

***

Saat gece yarısında yaklaşmıştı. Şehrin parlaklığı bu saatlerde daha soluk hale geliyordu. Çarşıdaki birçok dükkan kapanıyordu. Sokak tenhalaşmaya başlamıştı.

Miran bu sürede Eva’ya yiyecek bir şeyler söylemişti. Kendisinin hiç iştahı yoktu. Tamamen odaklanmıştı. Eva ise belirsizlik içerisinde beklemekten sıkılmış gibiydi. Dükkandaki sergilenen bellek kapsüllerine bakıyordu.

Eva bir kapsülün önünde bir müddet bekledi.

“Bu uğur böceği… Çok ilginç bu anı çok tanıdık geliyor.”

Miran dikkatini hemen Eva’ya yöneltti. “Tanıdık mı geliyor? Hatırlamıyor musun? Nasıl bir his…”

Eva yüzünde belirsiz bir mimik takındı. “Bilmiyorum hatırlamıyorum ama sanki yaşanmamış bir dejavu gibi bir his”

Miran ona yaklaşarak bellek kapsülünü kontrol etti. Sonra terminale yönelerek anının sahibini araştırdı. Satın aldığı belleğin orijinal veri kayıtlarını incelemeye başladı. Bir bağlantı olabileceğini düşünüyordu. “Yaşanmamış bir dejavu…” Miran kendini tekrar ediyordu. “Yaşanmamış… bir dejavu…”

Miran diğer müşterisinin anılarını incelerken terminalin yüzüne vuran ışığın kesilmesiyle irkildi. Kararmış bir oda. Yere dökülmüş su. Köşede dizlerini kolları arasını almış yerde oturan bir çocuk. Korkuyordu…Görüntü Eva’nın anısından daha netti.

Eva, Miran’ın büyüyen bakışlarını fark etti. “Miran, iyi misin?”

Miran gözünü ekrandan ayırmadan nefeslendi. “Bir şey buldum.” Eva soru sormaya fırsat bulamadan Miran dükkanın arkasındaki odaya girdi.

Bir süre sonra elinde eski flash belleklere benzeyen bir cihazla çıktı. Bu cihaz bellek veri akışlarını dört boyutlu düzlem de analiz edebiliyordu. Bu cihaz emniyet tarafından bellek tacirlerine dağıtılıyordu. Tacirler şüpheli belleklerde bu cihazla anıları olabildiğince çözümleyerek buldukları suç kanıtlarını emniyete teslim ediyorlardı. En azından bazıları… Miran daha önce bir seri katili, anılarını satarken fark etmiş ve polislere teslim etmişti.

Miran Eva’nın sonu kesilmeyen sorularını cevaplarken neredeyse terminalin içine girecekti.

Miran kendinden de bir anı örneği aldı. Elinde aynı görülere sahip üç farklı kişinin bellek örnekleri vardı artık. Analiz cihazını terminale bağladı. Örnekleri karşılaştırarak detaylı analizler yapmaya başladı.

***

Saat gece yarısını geçmişti. Miran dükkânın kepenklerini kapatmış, ışıkları kısarak terminalin başına oturmuştu. Eva bekleme alanındaki rahat deri koltukta derin bir uykuya dalmıştı. Terminalin ekranında, belleklere ait veriler akıyordu. Dijital suretler, kodlar arasına gizlenmiş anıların izleri gibi kayıp gidiyordu.

Miran’ın gözleri, sanatsal bir uyum içinde akan verileri tararken bir örüntü fark etti. Tuhaf bir benzerlik. Kendi belleğiyle Eva’nın belleği arasındaki bağlantılar, bilinmeyen üçüncü bir kaynağa dayanıyordu. Anılarda boşluklar, karanlık noktalar vardı. Bazıları tamamen şifrelenmiş, kim tarafından ve ne zaman değiştirildiği bilinmiyordu. Ancak şifreleri kırmak mümkün değildi. Bunun yerine, işlemi tersine çevirmek aklına geldi. Eva’nın anılarını birleştirerek bütün hâline getirebilirdi ama bu onun belleğini tamamen silmek anlamına geliyordu.

Miran ağır bir nefes alarak terminalin başından kalktı. Çekmecesini açtı ve içinden numunelik puro kutusunu çıkardı. İçinden bir puro aldı, eski taburesine oturmak için dükkânın önüne çıktı. Soğuk sabah rüzgârı tenine çarpıyordu.

Şehir susmuştu.

Yoksa Miran’ın içindeki düşünceler mi tüm sesleri bastırıyordu? Gökyüzü solgundu. Şehir, soğuk neon ışıklarıyla aydınlanıyordu ama Miran hiçbirini fark etmiyordu.

Eva, hafifçe ürpererek uyanmıştı. Miran’ın yokluğunu hissedip kapıya yöneldi. Onun hemen yanında durdu. Bir süre ikisi de hiçbir şey söylemedi. Şehrin ışıklarının altında sessizce oturdular, ikisinin de zihni geçmişin yankılarıyla doluydu.

Sonunda Miran, sessizliği bozdu. “Gerçeği öğrenmek için bir yol buldum. Ama… bu, tüm belleğini silmek anlamına geliyor.”

Eva hafifçe gülümsedi. “Zaten bunun için geldim.”

Miran kaşlarını çattı. “Gerçeği öğrenmek istemiyor musun?”

Eva bir an duraksadı. Gözleri gökyüzüne kaydı. Sanki bilinçaltındaki kopuk noktaları birleştiriyordu. Hafifçe başını kaldırdı, sessizce fısıldadı:

“Gerçeklik, kim tarafından hatırlandığına bağlıdır.”

Bu söz Miran’a tanıdık gelmişti. Ama nereden hatırladığını bilmiyordu.

Eva hafifçe ürpererek tabureden kalktı. “Evet, başlayalım mı?”

Miran bir an tereddüt etti ama sonunda ayağa kalktı. İçeri geçtiler. Eva prosedürleri sessizce dinledi, her defasında başını onaylarcasına sallıyordu. O, kim olduğunu unutmaya hazırdı.

Miran Eva’yı deri bir koltuğa oturttu. Terminalin yanına yerleştirilmiş gürültülü bir cihazı aktive etti. Bu işlem, eski bilim kurgu filmlerindeki gibi kasklar ve kablolar gerektirmiyordu. Ultrason teknolojisinin gelişmiş bir versiyonuydu. Küçük bilekliği Eva’nın koluna yerleştirdi.

“Tamam, Eva. Her şeyi unutmak, yaşamsal fonksiyonlarını etkilemeyecek. Son günlerde yaşadıklarını, adresini, yedek anahtarını sakladığın saksıyı hatırlayacaksın. Ama kim olduğunu hatırlamayacaksın.”

Eva başını salladı. “Tamamdır, patron. Yapalım şunu.”

Hafifçe gülümsediler.

Cihaz çalışmaya başladı. Eva’nın bakışları donuklaştı. Soğuk bir huzur içinde başını arkaya yasladı. O sırada Miran, vakit kaybetmeden belleklere gömüldü. Şifreleme protokolünü tersine çevirmek için çalışmalara başladı.


Güneş, gökdelenlerin arasından dükkânın içine süzülmeye başlamıştı.

Miran, terminalin başında uyuya kalmıştı. Eva’nın işlemi tamamlanmıştı. Miran onu taksiyle göndermişti.

Miran alnını masaya yaslamış, uyukluyordu. Terminalde bir hareketlilik vardı. Ekrandan bilinmeyen komutlar akıyordu.

Birden sistemin sesi duyuldu. Terminal uyarı mesajı verdi:

“Process Successful.”

Miran gözlerini açtı. Terminale odaklandı. Şifrelenmiş anılara artık ulaşabiliyordu.

O an zihninde bir şey kırıldı. Bir set yıkılmış, geçmişi artık serbest kalmıştı.

Anılar akmaya başladı.

Soğuk beyaz ışıklarla aydınlatılmış bir laboratuvar.

Beyaz önlüklü insanlar, holografik ekranlar önünde tartışıyor.

Deney odasında küçük, korkmuş bir çocuk.

O çocuk…

Miran’ın nefesi kesildi. O çocuk kendisiydi.

Kulağında yankılanan bir ses, zihninin derinliklerinden yükseldi:

“Bireyler değil, programlanmış kimlikleriz…”

Ses beyninin içinde yankılanarak devam etti:

“Gerçeklik, kim tarafından hatırlandığına bağlıdır.”