Sakızgan Şaşkınlığım

Kulpunda acı kahve tarlalarıyla dumanı filtresiz tüten bir fincan gibiyim bugün. Düşüncelerimin cam örülü duvarlarında bir ayna; aynada sakızgan şaşkınlığım. Penceremin başında eskilerin kurak bir arazisi uzuyor; ortasında, yıllar boyu gün aşırı suladığım, meyve veren cinsten bir çınar fidanı. Sisli bir öğlen vakti yine yamaçlarındayım. Artık kurumuş göz yataklarımda akıtacak bir damla yaş olmadığından, klorlu musluk suyu ile besledim köklerini.
Geçenlerde bir zat ile tanıştım, kök bilimcisi. O söyledi de çınarın bodurluğuna anlam verebildim: Bu çınar cinsi tersine büyürmüş. Sen meyve veren bir ağaç beklersin, oysa o kökleriyle bir orman inşa edermiş. Zaten anladım; eskisi kurak arazi son zamanlar yeşillenmiş, yabani ot sandığım bazı filizler de fidanlaşmaya başlamıştı. Merkezinde bir fidan yaşını göstermiyor; çevresi ormanlaşmış. Sanırım ortası meydan, çevresi orman bir bataklığın yükselen doğasıyım.
Elimi daldırdım, sıratın kenarında develerin yıkandığı o küçük gölcüğün duru sularına. Islak ellerimi böğrüme bastırdım. Cızzz etti. Kollarımı açtım; hududun keskin bakışlı fedaisiyle selamlaştık. Göçün güç olduğu zamanlarda rüzgâra ters uçan leylek filosunu takip etti gözlerim. Göğün indiği yerde, putlaşan zincirlerimin yankısı dalgalandı; dermanı bir içim suya saplandı dizlerim.
İçimde bir buruk anlam, çamura düşmüş yırtık bir zarf gibi. Ceplerimde mühürlü sözlerin ağırlığıyla yanık bir haritayı kıvırıp saklamışım yıllarca. Yollar belli, patikalar belli ama yürüyeni hep eksik hayatımın. Köprü altlarında biriken yağmurun kesif kokusuna karışırdı titrek nefesim. Sırtımda hissettiğim bir serinlik o anda, sanki bir çift kanat gibi. Meğer boynuma doğru inen eğri ve yorgun gölgemmiş. Suskunluğum eğrilmiş bir selvinin ucunda. Zaten kim duyacak? Gölgemden kaçarcasına kondurduğum geceye ekli izlerim…
Bir sabah, şehir kemik rengine bürünmüşken, nemli bir soğuk uyandırdı beni. Yataktan doğrulunca bir çocuk ağlaması değdi yüzüme… O ses tenimi sıyırdı gitti. Meğer unuttuğum aynanın buğusundan sızmış. Ellerime değdi gözlerim; parmak izlerimde kirli bir umut, hâlâ canlı sandım. O an içimde saklı bir çağrı fark ettim ve onun, göğün eğildiği her yerdeki yankısı, bende derin bir iz bıraktı.